Newroz.
Evet. Diyarbakır’dan bildiriyorum. Burası yarrak gibi oldu. Böyle bayram mı olur amına koyim? Bayram dediğinde şeker dağıtılır, koyun kesilir. Bunlar molotof atıyor, taş atıyor, havai fişek atıyor. Sikerim böyle bayramı arkadaş.
Gözünü seveyim 19 mayısın, kurban bayramının…
Ulan. Mevzide nöbet tutuyorum. Bacak kadar çocuk geçti bir tane. “Napıyon len” dedim. “ğarı bıra bişe ğışi” gibi bişiler dedi. Taş atıp kaçtı. Göt! Ben sana taş atıyor muyum. Piç. Cık cık cık. Çok sinirlendim.
Neyse.
Sör yes sör!
35 gün. Tam 35 gündür askerim. Ama siz diyin iki ay ben diyim üç ay yani. Öyle bunaldım. Çok garip bir ortam. Bir defa her kes yeşil, herkes erkek. Bir sıfır yenik başlıyorsun yani.
Onun dışında dış dünya ile alakası yok. Askerlik dediğin şey sivilde savcı olan adama internet kafenin tuvaletinde otuz bir çektirtebiliyor. Sivil hayatta hiç bir şey olmayan adamı çavuş yapıp savcıdan daha kıdemli hale getirebiliyor. “Gördün mü de konuşuyorsun amk” diyeceksin. Gördüm arkadaş.
Bir sürü açığı olan, “bug” olan bilgisayar oyunu gibi askerlik. Mesela girerken ilk gün bütün tuvalet kağıdı, selpak, kağıt havluları topladılar. Tuvaletleri tıkadığı için kullanılması yasakmış. “Eyvallah” dedik. Verdik. Sonra bir baktım amına koyim kantinde satılıyor kağıt havlu, selpak filam. “Ne iş komtanım? Madem yasak burda niye satıyorsunuz?” dedim. Cevap ne? “Al ama kullanma. Satışı değil kullanımı yasak” (bknz: Error)
Yine girişte bir puntoyla yazılmış “parmağımı elektirk prizine sokmayacağım”, “ışıklar yanarken ampul değiştirmeyeceğim” gibi garip şeylerin altına imza attık, yemin ettik.
Çeşit çeşit insan tanıyorsun ama o çok güzel. Aşırı salağını da görüyorsun, aşırı akıllısını da.
Ha ben “hangi takımdasın asker?” sorusuna “galatasaray komutanım!” cevabını vermedim mi, verdim. Birinci takım, ikinci takım diye ayırıyorlar ya, onu diyormuş meğer. Ne biliym amına koyim. İlk gün heyecanları işte. Ben de salak kesimden mişim lan.
Öyle böyle 35 gün geçti. Kulağım hala çınlıyor. Hayvan gibi mermi sıktırdılar. Bizim bütün birlik doğuya gittiği için sanırım. Bu arada öyle nişan al ateş et filam hiç call of duty gibi değilmiş.
Tatlı geceler.
Facebook - Tumblr - Twitter
Lan. Burada kimliğini gizleyerek böyle aşklı, sevişli, erotikli yazan, paylaşan bir kızın hem facebook hesabını, hem de twitterını elde ettim. Kafayı yemek üzereyim.
Karı burada sevgilisi olan bir adamla birlikte olduğunu söylüyor, “canım nasıl sevişmek istiyor!” yazıyor, meme, yarak paylaşıyor. Fak badi arıyorum diyor. Sıfır duygu böyle. “tam bir seks makinası heralde” diyorsun yani.
Ondan sonra sayfayı değiştiriyorum. Tumblr’dan twitter’a geçiyorum. hooop. Karşınızda aşk kızı. Böyle full duygusal twitler, yağmurda camın kenarında kahve içip halil sezai dinleyen kız imajları… Cama “iğğsssyeeeaaağğnnn!!” diye pöğkürmeler…
En garibide Facebook. En gerçek kişiliği o yansıtıyor abicim. Hiç bir kız sevişen siyah beyaz çift fotoğrafı paylaşıp “oyş” diyemiyor. Çünki orada hala var, teyze, var, amca oğlu var. Orada anca “hapşıran panda” ve tayyip videoları paylaşıyor. Tayyip videoları da ikiye ayrılıyor. “Allah belanı versin tayyip. öl.” videoları ve “adam çalışıyor. sezarın hakkı sezara” tayyip videoları.
Hayır kazayla bu kızla mesela sokakta karşılaşsam nasıl davranacağımı bilmiyorum. Tumblr’ı baz alırsak “senin memelerini yerim ben” demem lazım. Twitter’ı baz alırsam “hadi kumsala gidip, yan yana uzanıp saatlerce yıldızları seyredelim!” demem lazım. Facebook’u baz alarak davranırsam “deprem vergileri nerde!” diye lafa girmem lazım.
Garip. Çok garip. Bence teknoloji hiç bize göre değil. Teknolojiyi commodore 64’te bırakmamız lazımdı bizim. Daha ileri taşımamalıydık. İyiydik öyle.
Sırtı dönük forvet şeklinde oynayabilen kızlardan hep hoşlanmışımdır.
Hep çocuk ruhlu biri olmuşumdur. Yaşıtlarım gibi facebook’tan karı kız düşürmeye çalışamıyorum. Diğer dördüncü sınıflar gibi “tavuğu sersemken sikcen oluuğğmm. zehehzheh” deyip okulun ilk günü okula gidemiyorum. Herif koca sene okula gelmiyor ama sırf birinci sınıf hatunlara yazmak için ilk gün hademeden önce gidiyor okula. Sabah ezanıyla kapıda. İsim vermeyeyim şimdide, hayır garip tarafı düşürüyorda.
Gecenin ikisinde kapım çalıyor, iki adet ilik gibi üniversiteyi yeni kazanmış alt komşumuz börek getiriyor. Yaşıtım bir erkek “bunları burdan yatağa en kestirme yoldan nası atarım? ” şeklinde zorlar kafasını. Ben “aaa börek. Yaşasın. İlaç gibi geldi valla. Açtım zaten, eheheh” diyorum. Hiç bir zaman bir çift meme bir porsiyon su böreği kadar değerli olamamıştır gözümde. Hatta kıyaslanamaz bile. Ama buna karşın etrafımda şeytanla ” hayatı boyunca birdaha börek yememe şartıyla bikez memeye dokunabilme” anlaşması yapmaya doğuştan razı olan onlarca cengaver, playboy ruhlu arkadaşım var.
Hayır bir ara bu okadar kafamı kurcaladı ki paranoyak olcam. Afedersiniz de kırıkmıyım lan yoksa filam oldum. Sonra bir kaç test sürüşü yaptım ı ıh, yok maşallah gayet yerinde yani. Sonradan çözdüm olayı, hani küçükken çocukluğunu yaşayamayan insanlar vardır ya. Tamircide çalışır simit satar eve ekmek getirir. Bir şekilde çalınmıştır ondan çocukluğu. Bendede tam tersiydi işte. Dünyanın en iyi anne ve babasına sahibim üzerinize afiyet. Bir dediğimi iki etmediler. Durumumuzda iyiydi çok şükür. İlk bilgisayar filam çevremde bendeydi. Bir oyuncak çıksın ertesi gün odamdaydı. Çılgın gibi çocukluk yaşadım. Sonradan farkettimki artık ne kadar salt, yoğun katıksız bir çocukluk yaşadıysam bu hayat tarzım, alışkanlık olmuş bende. Çocuk ken anlamıyorsun tabi ama yavaş yavaş arkadaşlarıma “pes atakmı?” dediğimde “ayşeyle buluşçam, merveyle buluşçam” gibi mazeretler duymaya başladığımda irkilmeye başladım.
Birşey size çekici geldiğinde Fetişizm filam derler ya. Bendede var fetişizm. Bunu farkettim. Millet ayak sever, dudak sever, hatta seray sever. Ben ise playstation seviyordum. Bir Messi’nin bir Ronaldo’nun suratını anamın babamın suratından fazla görür olmuştum. O yüzden aklım almıyordu “ayşeyle buluşçam, merveyle buluşçam” tayfasını. “Nasıl bir ayşe dirki bu messiden fazla mutlu edebilsin insanı? Nasıl bir merve’dir ki bu hava toplarında Ronaldo’dan daha etkili olabilsin. ” diye yakarıyordum her gece Allah’a.
Sonra değişik düşüncelerdeyken bir şekilde ilerde benim için ideal kız olabilecek kızı düşünmeye başladım. Buldumda. Benim yarim, sevdiceğim memeli bir messi, kukulu bir ronaldo olmalıydı afedersiniz. Zaten oldum olası da hep sırtı dönük forvet şeklinde oynayabilen kızlardan hoşlanmışımdır.
Ama artık maymun gözünü açtı abicim, yaş oldu 24 . Arkadaşlarım evleniyor çocuklarını sünnet ettiriyor ben hala “pes atakmı” diye mesaj atıyorum onlara. Hayır iki sene sonra bu kapıma gelipte benim değerlendiremediğim kızları mumla arayacağım, Allah cezamı vericek filam çok korkuyorum.
Sonuç olarak şu dakikadan itibaren olgun aklı başında biriyim. O kadar olgunumki adeta bir emekli öğretmenim. O derece.
sevgiler.
İçime gir.
Daha önce anlatmıştım. Yıllar yıllar evvel, ben daha çıtırken bir sevgilim vardı. Sonra ayrıldık. İstanbul’a gitti bu. İki sene sonra barıştık. Yanıma geldi üniversitede. Öğrenci evine. Neyse dışarda gezildi, dolaşıldı yemek yenildi filam. Ben artık içimden “eve gitsekte yiyişsek yeaa artık” diye düşünüyorum böyle derken “hadi eve gidelim” dedi. Sevindim.
Farkettiysen “yiyişsek” diyorum “sevişsek” demiyorum. Çünki kızı en son bıraktığımda bakireydi tamam mı. Biz de o bakire olduğu için buluştuğumuzda filam hep “belli sınırlar içinde” takılırdık. (yiyişme: belli sınırlar içinde sevişme. Sevişme gibimsi)
Neyse fazla detaya girip te pisleşmeyeyim ama ekşına başladıktan belli bir süre geçtikten sonra “içime gir” dedi.
Ya çok şaşırdım tamam mı? Yani gülesim geldi hatta. Hep yabancı filmlerde duymuşumdur böyle becer beni, fuck me filam. Komiğime gitti. Yani yıllardır tanıdığım şeker kız gitti xhamster kızı geldi gözümün önüne birden. “Oha nasıl lan sen patlak mısın!?” da diyemedim tabi sadece “eee sen? ama? yani? rererö” diyebildim sadece.
Okuldayken bir çocukla tanışmış bu. İşin kötüsü çıkmamışlarda. Yani sadece takılmışlar” bir gece gaza gelmişler. Çocukta kapıyı açmış yani.
Lan bi sinirlendim. Yani sen aylarca el üstünde tut, canı yanmasın de, üzülmesin de bu pat tanıştıktan sonra iki gece sonra versin adama. Gözümün önünde şey canlandı birden. Kabuslar gördüm bu olayı bana anlattıktan sonra. Bu böyle don sutyen giriyor erkeklerin yurduna “beyleerrrrrr, bakın bunlar benim memelerim! ihihih” yapıyor. Aynı anda 300 adam hopluyor kızın üzerine. Sarsılarak uyandım her seferinde. Kötüydü, çok kötüydü…
Neyse anlattı bu bana. Ben daha olayı sindiremeden attı beni yatağa. Hadi dedi bir engelde yok artık. Sevişiyoruz” dedi. Aradan beş dakika geçti, on dakika geçti.. Yok.. Yılların anakonda tezeri bamya.. Olmuyor yani. Zemin bir türlü “futbola elverişli” hale gelmiyor. Buna tıpta “sevdiğini sikememe” olayı deniyor. Ona yakalandım.
Evet. Bildiğin yapamıyordum. Yani o an bir rus kiralasam 69’dan misyonere oraldan anala koşardım dört nala ama o an içine çekilmiş solucan gibiydi afedersin. Buradan isviçreli bilim adamlarına sesleniyorum. Öyle sikko sikko şeyleri araştıracağınıza, çözeceğinize buna bir yol, tedavi bulun.
Sonuç olarak olmadı. Yapamadım. Peki pişman mıyım? Sonuna kadar pişmanım! Hayır sende benim gibisindir. Sevdiğini sikemiyorsundur, sevişme işlemini sadece ahlaksızlar yapar, aşkta sevişmeye yer yoktur, oral seks aşkı öldürür diye düşünüyorsundur diye söylüyorum. Güzel kardeşim. Kapayacaksın gözünü yapacaksın yani. Başka yolu yok. Çünki en büyük aşklar bile bitiyor. Ve aradan üç sene geçip o “büyük aşk”, “arama beni bir daha salakkk!” olduğunda ah diyorsun. Keşke o an duvara yaslayıp… neyse.. Anladın sen mesajı…
O gece olmadı. Başka gecelerde olmadı. Hiç bir zaman sevdiğim kızlarla aygır gibi sevişemedim. Haksızda değilmişim gerçi. Sonraları deli gibi aşık olduğum bir kızda denemeye çalıştım mesela, cidden bir şey eksiliyordu hoşlandığın kızla yatağa girdiğinde. Böyle bir başka oluyor yani açıklayamıyorum ama ilişkide ki o utangaçlık, o sevgi gidiyor gibi sanki. Ya da gitmiyor. Ben geri zekalıyım. Bilemiyorum.
Siz siz olun sevdiğinizi sikin. Sevdiğinize verin…
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=o28Hrzkt4FI#!
First fly.
Başlığım ilk uçuştu ama sonra ingilizceye çevirmeye karar verdim. Nasıl çevirdim? İngilizcem şahane değil mi? Malum daha önce de belirttiğim gibi ingilizce seviyem bodrumda yapılı, siyah atletli “heelllooo, velkaamm. you, me sex?” diyen abilerle aynı seviyelerde.
İngilizce çok taşaklı. Ondan böyle yapıyorum. Mesela bir içkinin adı “sex on the beach” olunca yok satabiliyor. Ama adı “sahilde sikiş” olsaydı aynı rabeti görür müydü bilemiyorum. Emin değilim. Yani bundan sonra başlıklarım ingilizce. Daha kuul gözüksünler. Devir kendini pazarlama devri.
Bu sabah pegasus’un 09.55 uçağıyla samsun’dan istanbul’a geldim. Geldim de, nasıl geldim? Motora kuş mu kaçtı, düşüyoruz da hostesler mi çaktırmıyor, suya mı düşsek daha iyi tarlaya mı diye düşüne düşüne yarım kilo ter akıttım.
En çok kalkış esnasında korktum. Tam kanat üstü oturuyorum tamam mı? Cam kenarı. Lan bir baktım motordan ses geliyor, kanatta böyle pır pır onuyor aşağı yukarı çok az. “Aha” dedim kendi kendime. “Buraya kadarmış. Yarraa yedin tezer”. Kesin düşeceğiz yani. Hostesleri kesiyorum bir yandan. Acaba ters bir şey mi var diye. Gülüyorlar filam ama yemem ben. Filmlerde hep görüyoruz sonuçta. Uçağın kuyruğu kopsa bile “sorun yok” diyor bunlar. Deli sikmiş gibi sırıtıyorlar sürekli. Tam inanıyordum artık düşeceğimize düzeldik sağ salim. (Motorda kesin bir şey vardı ama. Ses geliyordu. Sonra kesildi. Açtı, kapadı, düzeldi sanırım.) Kaptan konuştu. İşte hava şöyle sıcaklık bu kadar filam diyor. Hiç anlam veremedim. Yani tam uçarken bilmem kaç bin metre yükeklikte ki hava sıcaklığını bana niye sölüyor ki? Uçak düşecek olursa kaban mı alayım yanıma? Mont mu alayım yani ne?
Neyse havayı mavayı söyledikten sonra hızımız ortalama 720 km dedi. Lan. Bir kitlendim. 720 lan! 720 amına koyim yuh. Motor zaten bozuk. Bir de 720 basıyor piç. Altıma sıçtım. Hayatımda en fazla 100 filam basmışım ben. (lada vega) Zaten motor bozuk kesin düşeceğiz dedim. Kanatta pır pır yapıyor. Derken bir daha konuştu kaptan. “Alçalıyoruz, geldik” dedi. İşte o an kendimi tam bir salak gibi hissettim. Yıllardır 12 saatte geldiğim yolu bir buçuk saatte gelince çok koydu be şekerim. Kandırılmış, uyutulmuş, dışlanmış gibi hissettim kendimi.
Bir de uçak kalkarken Ömer Üründül’ün gol sevinci gibi “böhüüyyyeeeeğğ” şeklinde bir ses çıkardım. Yandaki teyzenin bana bakışı şahaneydi. Yani teyze kilolu, baş örtülü, kilim deseni gibi desenleri olan yelek giymiş, kemer ışığı yanıyor siklemiyor filam. Eee işin orospusu olmuş teyze tabi. Kaç kere bindi Allah bilir. Yani sokakta ikimizi yan yana görsen her gün beni uçuyor zannedersin, teyze tırsar dersinde öyle değil işte. Şekle şemale bakmıyor. Yemek içmek gibi bir şey olmuş sanırım teyze için uçmak.
Filmlerdeki gibi kaptana bir şey olsa, uçağı biri indirmek zorunda kalsa teyze oturur kokpite on numara indirir bizi mesela. O güveni verdi bakışlarıyla bana. “Merak etme. Biz seni buradan yönlendireceğiz” diyen kuleye de “bi sus amına koyim” dilam der, telsizi kapar. Bir ara teyzenin elini tutuyordum az kalsın.
Neyse tekerlekler yere indi. Kaptan asıldı frene. Böyle hafif sallantı filam. Durduk. Derin bir nefes aldım. “First fly” deneyimi mi de böylelikle yaşamış oldum.
Ha bir de bir kahveye 6 lira verdim. Tükürüğüm kadar bir şeye. Çok koydu. Ya ben yıllarca otobüste gitmişim. Bedava kek yemiş çay içmişin. Ne bileyim uçakta paralı olduğunu? Geldi hostes “menüden bir şey ister misiniz?” dedi. “Aaa kahve alayım ben” dedim. Verdi kahveyi “6 liranızı rica edebilir miyim?” dedi. Salak gibi, istemsiz “neden?” dedim bende. ” Ücreti altı lira beyfendi.” dedi. Orda düştü jeton zaten. “Kafanı sikeyim tezer” dedim. Verdim tabi sike sike 12 gram kahveye altı lirayı. İçmedim zaten o kahveyi. Paket yaptırdım. Saklayacağım. İçmeye kıyamıyorum. Altı lira lan. ehe
Neyse sağ salim kalktık ve indik. First fly’ımı atlattım. Ama motordan valla ses geliyordu. Kanatta pır pır yapıyordu. Yani biz ucuz atlattık bence. Aç, kapa yapınca motoru düzeldi. Bize bir şey olmadı ama bizden sonraki seferinde kesin düşer o uçak. Valla bak.
how i met your mother
annenin kolejde ted’in yanlışlıkla girdiği sınıfta olduğunu biliyoruz.
annenin ailesinden ayrı bir evde kaldığını biliyoruz (ted ev arkadaşıyla çıkmıştı)
ted bastıra bastıra barney’nin düğününde tanıştıklarını söylüyor.
barney’nin babasının kendi eşinden olan bir kızı var. baba ile barney ilk kez barda takılırken, baba cüzdandan resmini gösterip bak iki çocuğum var, kızım kolejde diyor.
babanın evindeki sahnelerde kız hiç ortada yok, yani kız ailesinden uzak şehirde yaşıyor.
anne kesinlikle barney’nin kardeşi.
Misafir.
Misafirinde, misafir odası’nı bulanında amına koyim. Fitil oldum ya sabahtan beri. Akşam 9 da misafir gelecek. Oturacağı iki saat bir şey. Bütün gün felç oluyor.
Mutfağa gidiyorum, elimi sileceğim “ona silme misafire o” diyor annem. Dolabı açıyorum on numero yemekler var tam saldıracağım “misafire çıkacak onlar!” diye bağırıyor arkadan bir ses. Kendi evimde yaşayamıyorum ya. Kıçımı tam koyuyorum bir yere “buruşturcaksın şimdi oraları, git odanda otur” diyor. Sikicem ya. Sinirim bozuldu.
Humus diye bir şey var. Bu hatay - iskenderun taraflarında meşhur. Ondan yapmış. Fecide severim. Bu banyodayken çaktırmadan açayım bir çatal göz hakkı alayım dedim. Tam humusa dokundum. Banyonun kapısı açıldı. Uzattı kafayı kapının ordan “ellerini kırarım humusa dokunursan, misafire çıkacak o!” dedi, girdi tekrar. Orada pes ettim zaten. Yere düğme mi koydun, buz dolabının kapısına alarm mı taktırdın, termal kamera mı yerleştirdin odaya? Ne yaptın anne?
En sinir olduğumda şey. En şahane koltuklar, en şahane halı, en şahane her şey misafir odasında. En çok parayı onlara vermişler dokunamıyoruz bile. İşe bak. Eski şeylerle takılıyoruz. Senede bir misafir gelecekte, o süper eşyaları görecek, “aaa müthişmiş zennure hanım misafir odanız vallahi” diyecek. Mutlu olacağız. Ailecek yaşam amacımız bu yani. Yoksa biz bodrumda yatmışız, elimizi eski havluya silmişiz filam sorun değil yani. Annem için mutluluğun tanımı misafiri mutlu edebilmek.
Neyse işte misafirler geldi, gitti. Bende her türk genci gibi misafirden kalan hamur işlerine, böreğe çöreğe yumuldum masada. Bir yandan yiyorum bir yandanda ayağımı sallıyorum. Böyle tik gibi. Sürekli sallarım ayağımı. Neyse işte annemde “ne sallanıp duruyorsun, çişin varsa git işe salak. kaçmıyo yemekler” dedi. Bende “yok ya işeyemem. şimdi olmaz” dedim. Kadıncağız da gayri ihtiyari “neden?” dedi. “Misafire çıkacak o. meheheh” dedim.
Sonra böyle beyaz bir ışık…
Evet hayatımın ilk erotikli şakasını anneme yapmıştım. Ve şunu anlamıştım ki, yanlış yapmıştım…
Neyse sağlık ocağının wifisinden giriyorum şimdi. Bağlantı çok kötü, kopup duruyor.
İyi geceler.
Rüyada eski sevgili görmek.
Rüyamda eski sevgilimi gördüm. Rüya tabirleri kitabını açıp “eski sevgili” ye baktım. Karşısında “Bizlik bir şey yok olum. Sen bildiğin unutamamışsın kızı. Bu yani.” yazıyordu.
Amına koyim sevgilim.
Saat dört olmuştu ama o gelmemişti. Hep böyle yapardı zaten. Geç gelmek alışkanlıktı onda. Ama bu durumdan çok memnundum. Mutluydum. Çünki ne kadar beklersem bekleyeyim bana geleceğini bilmek aptal aptal sırıtmama yetiyordu. Beklediğim zaman zarfı değil, kavuştuğum o tek saniye önemliydi benim için.
“Bir filmin sonu güzelse, film güzeldir” gibi.
Saat beş olmuştu. Yağmur yağıyordu. Stairway to Heaven çalıyordu kulaklarımda. Islanmamak için apartman boşluğuna girmiş bekliyordum. Sonra sen geldin. Yüzüklerin efendisinde Gandalf ve Rohan atlıları Gondor’a yardıma geldiğinde böyle bir ışık yayılıyor ya hani, ondan yayıldı her yere. Öptün beni. Sırıttım. “Hadi bize gidiyoruz, kimse yok” dedin. Gittik.
Acele etmedik. Yavaş davrandık ve tadını çıkardık. Öyle amerikan filmlerinde ki gibi kapıdan girer girmez sevişmeye başlamadık. Başladığımız sevişmeyi 10 dakika sonra bitirmedik. Çünki sadece sevişmedik. Severek seviştik.
Üzerini çıkardın. İzledim. “Memoliler iyiymiş. mehehe” dedim. Vurdun. Yine sırıttım. Ben üzerimi çıkarırken “dur” dedin. “Ben soyacağım”. Yine sırıttım. Hep sırıtıyordum zaten. Dünyanın en şahane kızının yanımda oluşunu algılayamadığım için sırıtıyordum hep.
Üzerimi çıkardın. Her kıvrımımı ezberledin. Her yerime dokundun, öptün, tanıdın. Pantolonumu çıkardın. Kasıklarımı öptün. Titredim.
Çok garip bir duygu hissettim o an. Daha önce hissedemediğim. Yani her duygunun bir adı vardır. Korku, heyecan, adrenalin, aşk.. Bunun adını bilmiyordum. En son yılar önce hissetmiştim bu duyguyu. Bisikletle denize uçarken.
Enteresan. Yani bisikletle bayırdan süzülürken korkuyordum. Durduramıyordum bisikleti. Ama tam yükseldiğimde, ne yerdeyken ne denizdeyken, yani her şey için çok geçken çok mutlu hissettim kendimi. Sevinçliydim adeta. Suya düştüğümde bitmişlik hissi vardı. Yani bütün bunlar 5 saniye sürmüştü ama adını koyamadığım çok garip bir şey hissetmiştim.
İşte sen kasıklarımı öperken bisikletle tam havada kaldığım anda ki o duyguyu hissettim. Ne yerdeydim ne suda. Tam havadaydım sen kasıklarımı öperken.
Hayatımın en güzel 30 dakikasını yaşattın o gece bana. “Seni seviyorum” dedin gittin. Sen gidince 55 dakika baksırla dans ettim ayna karşısında. Mutluydum. Çünki dünyanın en şahane kızını elde etmiştim. Benim yakışıklı olamayacağım kadar güzel, benim olamayacağım kadar zeki, yanından geçemeyeceğim kadar seksi olan biri. Rüya gibi..
Bu olayın üzerinden neredeyse tam 5 yıl geçti. Beş yıl sonra bu gün gördüm seni. Benim takıldığım yere gelmişsin. Saçını boyatmışsın. Kilo almışsın. Daha kadın olmuşsun. Daha harika olmuşsun.
Neden bu kadar mükemmelsin amına koyim sevgilim, neden? Neden hep elf olmak zorundasın? Ne olur biraz gollum olsan, smeagol olsan?
Telefonun çaldı. Ayağa kalktın. Bana doğru geldin. Heyecanlandım. “Efendim aşkım. Bir dakika dur..” dedin. Telefonu eline aldın ve bana “pardon müsade eder misiniz?” dedin. Eder misiniz? Siz? Biz?…
Ben sadece kapının önünde oturan, yoldan geçişi engelleyen bir adamdım.
Madem beş yıl sonra biz olacaktık neden öptün beni, neden dokundun her yanıma? Neden aşık ettin beni? Neden bu kadar kusursuz oldun? İlla gidecektin neden aldatarak gittin ki? Neden öldürdün beni bu kadar?
O boynu neden aldın benden. Kimse benim gibi öpemez ki o boynu. Kimse benim gibi davranamaz o boyna. Nazik…
Neden orospuluk yaptın? Neden sadece sevişmedin? Yaşayarak öptün adeta kasıkları mı? Neden “ölürümde gitmem” dedin? Ardından ölmeden gittin? Hatta öldürerek gittin.
Umarım yarın sabah ölürsün. Yaşayan birini unutmaya çalışmak o kadar acı ki çünki. Umarım sen de ölürsün, sevgilinde. İkinizde.
Acı çekmeden ölün ama. Birden. Rüyada ölün mesela.
Bu gün anladım o duygunun adını. Adı kesinlikle “kaygı”. Senle sevişirken de biskletle tam suya düşerken de aynı şeyi hissettim. Kaygılanıyordum. Geri gidemiyordum, ileride gitmek istemiyordum. Tam o an olmalıydı hep. Hep havada asılı kalmak istiyordum. O an çok güzeldi. O an kusursuzdu.
Allah benim belamı versin. Şu an senin için ağlıyorum. Ne garip bir adamım ben. Senenin 364 günü gülüp bir gün ağlıyorum. Toptan. Senelik. Bir gün ağlıyorum, tam ağlıyorum. On dakika sonra filamda silerim zaten bunu sanırım. Seni düşününce mi ağlıyorum, ağlarken mi seni düşünüyorum, bilmiyorum.
Şey gibi sanırım ne kadar uzun süre boşalmazsan o kadar çok sperm çıkar ya. Onun gibi galiba. Koca sene biriktirince duyguyu böyle hüzne gark oluyor insan birden.
Sevgilim. Seni memeden bile çok severim. Ama lütfen yarın sabah öl. Sen de sevgilinde. Lütfen.
Amına koyim sevgilim.
Vilma vs Oral.
Dedemin böyle perili köşk filmlerinde ki gibi bir evi var tamam mı. Eskiden yazın filam giderdik hep. Bir sürü arkadaşım vardı böyle burda. Dedem ölünce gitmez olduk tabi. Aradan 10 küsür sene geçti tekrar gitmeye başladık. Nereden çıktıysa annem gaza geldi. Böyle tadilatlar, badana boyalar filam. Bu yazın çoğunu burda geçirdim.
Yan komşumuz vardı mesela adı Mehmet. Onla takılırdım ben. Böyle kötü kedi şerafettin gibi bir çocuktu. Yani 10 yaşında gibi gözüküyordu ama içinde kesinlikle bir apaçi bir abaza vardı. Ben de tam tersi. Nasıl yakın arkadaş olduk bilmiyorum. Ben de dünyanın en gerizekalı çocuğuydum. Saftım.
Ya bak bir gün bakkala gittim ben tamam mı. Tam kapının önünde parayı yere düşürdüm. Böyle yağmur yağmış hafiften. Yerde çamur filam. Bu zamana göre 10 lira gibi bir şey işte. Altı sıfır vardı ya o zamanlar. Paranın üstünde 10 yazmıyor yani böyle bildiğin 10.000.000. Neyse düşürdüm ben parayı. Paranın “1” kısmı çamurun altında kaldı. Sadece sıfırlar gözüküyor. Çok afedersiniz ama o orospu çocuğu bakkalda görmüş bunu. Tam ben eğilip alacakken parayı “oğlum hiç elini çamurlama. bak baştaki bir gitmiş. hep sıfır var. O para sıfır artık. Bir değeri yok. Başında rakam olması lazım” dedi. Bende salak gibi yedim iyi mi? “aaa hadi ya çok ilginç. Neyse o zaman ben tekrar para alıp geleyim bakkal amca” dedim gittim. Adam hoopp indiragandi tabi parayı.
Böyle salak bir şeydim işte. Neyse bir gün çıktım dışarı ben. Yaz tatili yine. Gittim Mehmet’lerin kapıyı çaldım. Çıktı bu “olum tam zamanında geldin. Süper bişi yapıyoz” dedi. Bir girdim. Şok oldum.
Üç tane 10 yaşında çocuk indirmişler donları. Aletler meydanda. Televizyonda Çakmaktaşlar var. Tv de Vilma çıktığı zaman pipileri ağzına dayıyorlar. Evet bildiğin televizyona sakso çektirmeye çalışıyorlar.
Lan benim devreler yandı tabi. Sadece “noluyo ya?” diyebildim. “abimin pornolarda gördüm olum. Adamlar karının ağzına sokuyorlar böyle” dedi. “Bizde yapıyoz” dedi.
Ebe oğlum ebe gerizekalım. Pipin radyasyondan üçe bölünecek haberin yok. Adam alıyor karıyı sevişiyor filmde biz burda televizyonu emiyoruz, yalıyoruz.
Dondum kaldım tabi. Dünyanın en salak çocuğu olduğum gibi en aseksüel büyüyen adamı olarak kafamda 8656887 tane soru işareti oluştu. Porno? Ağza vermek?
“Ben yapmam olum televizyon üstümüze düşer. Bir yerimizi sakatlarız.” dedim. Bahaneye bak. Gerizekalı işte. Neyse bunlarda direk ciddileştiler “aramıza katılmak istiyorsan Vilma’nın ağzına vercen olum” dediler. İş ciddiye binmişti. Koca yazı bir başıma geçirmek vardı. Götoşlar Ninja Kaplumbağalarda da böyle yapmıştı.
Şimdi 4 tane kaplumbağa var ya. Ben ve diğer yeni taşınan çocuk 4üncü kaplumbağa olmak için yarışmıştık. Aramıza girmek isteyen şöye şöyle yapmalı” diyorlardı salak salak. Ben de diğer çocuktan daha iyi yapmaya çalışıyordum.
Neyse bunlar beni dışlamayla tehdit edince yelkenleri suya indirdim. Baya baya donu indirip Vilma’nın ağzına vericem yani. Kaçış yok. Sevdiğimizde bir abla. Evlide ama yapacak bir şey yok yani.
Ve işte o an ilahi adalete inandım. Zil çaldı. Annem yemeğe çağırdı beni. Koşarak gittim tabi. İyki zamana oynamışım orda. Direk indirmemişim donu.
Yaz bitene kadar bir daha hiç çakmaktaşlarla sevişmedik. Muhabbetide açılmadı. “Bir kez en uzağa kim attırcak” oynamaya davet etmişlerdi ondan da yırtmıştım ama. Ehe. Yaz bitince de gittik işte. Ondan sonra bir daha görmedim Mehmet’i.
Taki geçen hafta sonuna kadar. Şimdi isim vermeyeyimde bir siyasi partinin derneği gibi bir şeye üyeyim tamam mı. İş yok, güç yok, tanıdık yok burda. Hem dedim meşkale olur gideyim. Bir baktım bizim Mehmet. Çekmiş takımları. Böyle gençlik kolu başkanı gibi bir şey olmuş sanırım. Hararetli hararetli konuşuyor. Tanımadı beni. Yada tanımamazlığa geldi. Tam o konuşurken. “yaa kanka iyi diyorsunda daha dün vilma’nın ağzına veriyordun. mehehehe” diyeceğim diye korktu belkide. Siyaset hayatını başlamadan bitirebilirdim adamın. Ses etmedim. O konuştu, ben alkışladım.
Hayat çok garip yani. Ne bileyim dün Vilma’yı sikmeye çalışan adam bu gün bazılarının lideri konumuna gelmiş. Ha ben hiç mi değişmedim? Çok afedersinizde değişimin amına kodum. Orta sonda gaza geldim böyle küpe taktım. Lise sonda abarttım 3 tane bir kulakta 4 tane bir kulakta filam. Böyle siyah baskılı tişörtler hep. Şimdi kaç küpe takıyorsun diye sor? Tabi ki sıfır.
Lisede gömleği dışarıya salmalar, lise bitince hayvan gibi saç uzatmalar, üniversitede rasta ve piercing filam.. Sürekli bir şekilcilik. Bir dikkat çekme olayı. 25 yaşına gireceğim daha anca oturuyor sanırım kişiliğim.
Neyse çakmaktaşlar izleyeyim ben biraz. Yok lan valla temiz duygularla izleyeceğim. Düşünsenize hırsla saldırıyormuşum, pipim tv yi deliyormuş. Ameliyat ediyorlarmış. Gazetelere çıkıyormuşum damacanalı sapık gibi. eheheh.
Tatlı geceler.
Yalnız ve ayı.
Bir kız arkadaşım vardı. Böyle feci güzel, kültürlü bir şey. Ben de olmayan ne varsa onda var yani. “Eee senle ne işi var o zaman sikik. mehehe” diyorsunuz şimdi. İlk bir kaç ay ben de şaşırmıştım. Böyle tam ben ilişkiye inanınca evdeki dolaptan birden bir kamerayla bir adam çıkıp “şakalandınızzz” diye bağıracak diye tırsıyordum.
Aylar geçtikçe inandım tabi. Baktım öpüşüyoruz, elleşiyoruz filam. hehe
Küçük bir yerde yaşıyordum ben. İlçe. Neyse yani sonraları şunu fark ettim. Baya kötünün iyisiydim ben. Onun için beni seçmişti. Yani yakışıklı filam değildim ama etraftaki tinercilere, apaçilere göre daha giderliydim.
Daha önce anlatmıştım. Hatırlarsınız belki. Ufak bir kaza geçirmişti bu. O kazadan sonra ayrılmıştık. O arada bu daşaklı bir üniversiteyi kazandı. Bir dönem geçti işte ikinci dönemin başı biz barıştık. Kayıt yenilemeye filam gidecek. “Gel beraber gidelim” dedi. İyi dedim “gidelim.”
Gittik biz. Okula bir girdik. Şok oldum amına koyim. Okul değil burası cennet olmalıydı. Böyle bilmem kaçıncı yüz yıldan kalma tarihi bina, denizi görüyorsun okula inerken, çimenler… Filmlerdeki golden köpeğine frizbi yakalatan sarışın, şortlu kız bile buradadydı. Buralar komple benim olmalıydı!
Bu kadar sevindim çünki yıllarca tv’de üniversitedeki “W” hırkalı ponpon kızları gördükten sonra benim üniversitem tam bir hayal kırıklığı idi.
Burası ise cennetti. Cıvıl cıvıl kızlar etrafta. Ama adamlarda tık yok. Aklım almıyordu. Yani ne bileyim adam almış kitap okuyor ağacın altında. Yanında ilik gibi hatun varken(!) Abi geri zekalımısın? İbne misin? Kamışa su mu gitmiyor? Te allam. Sinirlendim bak. Küfür ettim. Git bir yavşa, bir iş at ne bileyim.
Sonradan anladım. Bunun tek bir sebebi vardı. Allah kimi nereye yollayacağını biliyordu. Ben orayı kazanamazdım çünki o kız orda köpeğiyle oynayamazdı o zaman. “gızlaarrrr” diye kovalardım çimlerde milleti. Herkes hak ettiği yere yani.
Birde şey var. İsim çok önemli bence. Mesela bir Hıdır, Tezer, Rafet seniz orayı kazanamazsın. Ne kadar çalışsanda boş. Sistem izin vermez. Orası Nihilsu, Sudenaz, Başaran, Kubilay ve Altuğ’ların yeri. Biz giremeyiz oralara. Şahsen koca bir gün hiç Ali’ye rastlamadım okulda.
Neyse girdik içeriye işlerini halletti filam arkadaşlarıyla buluştuk çimenlere oturduk sohbet ediyoruz. Sohbetin beşinci dakikasında yarra yediğimi anladım çok afedersiniz. Çünki artık rakibim apaçiler değil ineklerdi!
Oturduk. Ulan muhabbetten gram bir şey anlamıyorum. Sapıtıcam. Politikadan siyasetten sanata atlayıp duruyorlar. Arada bir atak yapayım dedim. I ıh. Olmuyor. Herif vikipedia yutmuş mübarek.
Biri şu kültür oyunundan oynayalım dedi. Hani kartlar var genel kültür soruları. Böyle bildikçe ilerliyorsun filam. “ben bunu beceremem aga gel counterda kapışalım” diyemedim tabi. Yiğitliğe el sürdürmemek için. “Tamam” dedim, “getir.” Bir de havalı havalı “yalnız ben bir tane bilince değilde iki tane bilince ilerleyeyim. Eşitlik olsun. eheh” dedim. Havalara bak. Gerizekalı.
30 dakika geçti adam tur bindirdi amına koyim. Şampiyonlar ligiyle ilgili bir soru vardı bir onu bildim. Bir kez ilerleye bildim. Elime verdi adam. Nasıl sinirim bozuldu.
Şimdi ben döneceğim. Otobüse bineceğim şunlar şöyle dialoglar yaşayacak gibi geldi hep;
Benim hatun: Ayy. Ne kadar bilgilisin öyle. Nasıl da siktin attın tezeri.
Lavuk: Ehehe. Kızmadın değil mi erkek arkadaşını gerizekalı gibi gösterdiğim için?
Benim hatun: Ne gibisi? Bildiğin gerizekalı o.
Lavuk: HEHEHE. Sevişelim mi?
Benim hatun: Hadi.
Lan bindim otobüse. Sapıtıcağım. Sürekli gözümün önüne sevişirken ki görüntüleri geliyor. Çocuk bir de kıvırcık saçlı bir şey. İki kez kıllandım. Allah kıvırcık saçlıların belasını versin. Bu güne kadar kaç boynuz yediysem hepsi kıvırcık saçlılardan geldi. Nevar abi bu kıvırcık saçlılarda? Pipileri 35 santim mi? Yatakta on kaplan gücündeler mi? Nedir kızlar bu kıvırcık fetişzminiz?
Olmuyor yani. Bazılarımız (ben dahil) tavlada iyi olmaya, kantırda iyi olmaya mahkumuz. İçimden gelmiyor, yapamıyorum. Bilgi alma genlerimde sorun var.
Bu arada ayrıldıktan iki üç gün sonra profil fotorafını değiştirdi bu kız arkadaşım. Fotoğrafta o ve yanında bilgi oyununda elime veren lavuk. Boşuna kurmamışım otobüste. Şu an sevişiyorlar mıdır acaba?
Dipnot: O oyunun adı neydi ya? Bildikçe dilim alıyordun? Need for speed hot pörşit gibi bir şeydi. Hayır bari soruları ezberleyeyim. İlerde aynı duruma düşmeyeyim.
Sör yes sör!
Yarın sabah askerlik işlemlerim bitmiş oluyor. Geri dönme şansım olmayacak yani. Korkmuyor muyum? Tabi korkuyorum. Feci hemde. Hani kulağa ibnece gelecek biliyorum ama top, tüfek, bomba filam beni bozar be hacım.
Ne bileyim böyle görüyorum ben cengaver delikanlılar dolu etraf. Kahvede takılıyor bunlar genelde. Üniversite okumayı bırak görmemiş bile. Bunlar kaslı, sert, racon bilen abiler. Fabrikada, sanayide filam çalışıyorlar.
Bu adamı asker yap. Anlarım. Yani adamın hayatı kavga, dövüş, küfür kıyametle geçmiş. Buna vur dersin öldürür yani. Asker olur o adamdan. Ya ben? Beni niye alıyorsun abi? Benden asker olmaz ki. 5 ay grafik işlerini yapayım mesela. Ne bileyim onun yerine 5 ay başka bir hizmette kullan beni? Nasıl fikir?
Hayatımda toplasan iki kez kavga etmişimdir onda da dayak yemişimdir. İşin garibi kokumu alıyorlar heralde. Ya da tipimde bir “vur ensesine al lokmasını” var bilemiyorum. Hep beni buluyor.
Bir gün okuldan iniyorum. Çocuğun biri arkadan “pişşt” dedi. Çocuk dediysem böyle beslenme çantalı, sarışın, yüzü temiz bir şey gelmesin gözünüzün önüne. 15 yaşında olmasına rağmen 876576 kilo olan, cebinde samsunla gezen, gömlekler dışarda, kravat takmamış olan bir “çocuk”.
“Pişşt” dedi bu. Bende gerizekalı gibi döndüm. “Efendim?” dedim. “efendim”…
Efendim kelimesi böyle tipler için vizedir, saldır emridir, kaleye giriş biletidir. Çünki efendim diyen adam çakı taşımaz, sigara içmez. Beslenme çantasında top kek ve muzlu süt vardır. Ve muhtemelen ko’dunmu oturur.
Senin eğlence anlayışını, değer yargılarını, kafanı sikeyim çocuk. Neyse bu kadar uzattım ama bu dialog 3 saniye filam. Aynen şöyle:
Çocuk: Pişştt.
Ben: Efendim? (geriye dönüp bakarak)
Çocuk: Ne bagıyoonn laan?
Ben: Pişt dediniz diye ben.. şey.. ( dediniz, siz, saygı…)
Çocuk: Senin mına gorum la lavuğ!
-beyaz bir ışık-
Evet. Çok temiz dayak yemiştim. Durduk yere hemde. Bir “pişt” uğruna.
Yani bu adamı askere almışsın ne olur, almamışsın ne olur. Al o çocuk’u. Yap orgeneral. İki güne temizler doğuyu vallahi. Ne terör kalır ne bir şey. Var onda o ışık.
Yetmezmiş gibi asteğmen adayı gösteriyor beni. Asker oldum, bir de millete asker olmayı öğreteceğim. Te allam.
Ben 897987 kilo, göt-göbek, renk körü bir adamım. Ben şuraya gidin derim adamlar buraya gider. Az mantıklı olun ama lütfen ya.
Benim göremediğim iki renk var. Yeşil ve kahverengi. Karıştırıyorum bunları. Ve askerdede her yer yeşil ve kahverengi. Ne kadar hoş değil mi?
Her şeyi geçtim, herkes erkek! ERKEK! HERKES LAAĞN! 908435098349058 TANE YARAK AFFEDERSİN! BİR TANE AM YOK! SİKEYİM BEN ÖYLE İŞİ ARKADAŞ!
Neyse. Küfür ettim bak. Özür dilerim. Küfür ediyorsam sinirlenmişimdir.
Size ağzımda rambo bıçağı, yere mermilerle “bu günde ölmedim anne” yazıp foto çekip yollarım. (tankın üstünde)
Güçlüyüm, cesurum, hazırım. Tatlı geceler.

Olsun o da güzel.
Şu hayatta kesinlikle “odtü görgüsüzlüğü” diye bir şey var. Bir teyze geldi. Annemin liseden arkadaşıymış. 948590348 saattir oğlunun ODTÜ’de okuduğunu anlatıyor.
“Çay içer misin?” sorusunu bile ODTÜ’ye bağlayabiliyor.
“Sen ne okuyorsun ?” dedi. “Grafik tasarım bitirdim teyze” dedim. “Olsun o da güzel evladım. Her şeyin hayırlısı” dedi.
“Olsun o da güzel” ne demek lan? Amcık karı. O da üniversite. O da diploma veriyor. Anaokulu mezunuyum dedim sanki.